Bu Foruma yaptığınız ilk ziyaretiniz ise, lütfen öncelikle yardımkriterlerini okuyunuz. Forumumuzda bilgi alışverişinde bulunabilmeniz için öncelikle üye olmalısınız. Üye olmayanlar Forumumuzdan hiçbir şekilde aktivite uygulayamaz, mesaj yazamaz, konu açamaz, eklenti indiremez. Forumumuzu tam anlamıyla kullanmak için üye olabilirsiniz..
22 Şubat’ta toplanan Türk-İş, DİSK, KESK ve Kamu-Sen, 26 Mayıs’ta genel eylem kararı almışlardı. 4-c statüsüne son vermek, özelleştirmelerin durdurulması, kıdem tazminatı hakkına göz dikilmesini önlemek, İşsizlik Sigortası Fonu’nun yağmalanmasını önlemek, hastanelerin ticarethane haline getirilmesini önlemek, paralı eğitimin durdurulması, sendikal örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırmak, Sosyal devlet uygulamalarının tasfiye edilmesini durdurmak ve Kamu çalışanlarına grevli toplu iş sözleşmeli sendika hakkı için, Hükümete 3 aylık bir süre vermişlerdi. 26 Mayıs’a kadar çözüm için adım atılmaması halinde, 26 Mayıs’ta Türkiye çapında 1 günlük iş durdurma eylemi yapacaklarını ilan etmişlerdi.
Gün geldi, Konfederasyonlar ve bağlı sendikalar, alınan kararı uygulamak yerine, bu kararı kimin aldığını ‘suçlu’ ararcasına birbirlerinin yüzüne bakarak bulmaya çalıştılar.
Peki, ne oldu da 3 ay önce alınan karar sahipsiz kaldı. Hükümet istenen taleplerde adım mı attı? En azından birinin çözümüne niyet mi etti?
Tersine, hayatı durdurma gerekçesi sayılan taleplerin hiçbirinde kılını bile kıpırdatmadı. Yetmiyormuş gibi, bizzat Türk-İş Genel Başkanının alanı olan enerji sektöründe, pervasızca ve hızlandırarak özelleştirmeleri sürdürdü ve 4-c statüsüne almak istediği emekçi sayısını 250 bine çıkarma hazırlığı yaptı.
4 Konfederasyon kararı alırken, arkalarına yükselen emekçi hareketini de almışlardı. 25 Kasım Kamu Çalışanları Genel eylemi, Eczacıların yurt çapında eylemleri, 8 bin Tekel işçisinin AKP iktidarını titreten 78 günlük direnişleri, 4 Şubat iş bırakma eylemi vb.
O günlerde her biri destan olan bu eylemlerin yaratıcıları, emekçilerin küçük parçalarıydı. Bu küçük parçaların eylemleriyle emekçi hareketi şaha kalkmıştı. Parçalanmaya yüz tutan Türk-İş birleşmiş, sendikacılara cesaret gelmiş, sendikacılık yıpranan itibarını düzeltmeye başlamış, halka umut gelmişti. Sadece bu eylemler bile Hükümetin korkulu rüyası olmuştu.
Eylem kararını 4 Şubat eylemindeki gibi sadece Türk-İş değil, 4 Konfederasyon birlikte almışlardı. Tam 3 ay önce ilan edilen kararın neden uygulanmadığını emekçilerin sorgulaması, haklarıdır.
Hazırlık için zaman mı yetmedi? Hayır!
Sorunlar çözüldü mü? Hayır!
Neden peki?
Kanımca sebepleri şunlardır:
2.5 ay boş geçirildi.
1- 4 Şubat eyleminin İzmir’de diğer illerden daha başarılı olmasının sırrı, eylem öncesinde Türk-İş İl Temsilciliğinin, bütün Şubeleri, temsilcilere kadar toplayarak iş bırakma hazırlığını birlikte tartışmaları ve planlamalarıydı. Bu nedenle 4 Şubat’ta İzmir’de hayat sadece Belediyede değil, Hükümetin kontrolündeki yerlerde ve özel sektörde de durmuştu.
Emekçi hareketinin zengin eylem tarihinden ders alınmadığı gibi, bu olumlu örnekten de ders alınmadı, görmezden gelindi.
22 Şubatta alınan kararın üzerinden 3 ay geçmiş olmasına rağmen, 2,5 ay boyunca Konfederasyonlar bu konuyu bir daha ele almadı, Hükümeti, uygulamaları yönünden takip ederek tutanağa geçirmedi, kendi içlerinde toplantılar yapmadılar. Konfederasyonlara bağlı hemen hiçbir sendika, işçilerle bir kez bile toplantı yapmadı. 22 Şubatta ilan edilen kararlar, 3 ay boyunca sahipsiz kalmıştır.
1 Mayıs Mitinginde hedef saptırıldı
2- Haklı olarak emekçilerde, 1 Mayıs Mitinginin 26 Mayıs’ın hazırlayıcısı olacağı umudu doğmuştu. Ancak, son yıllarda yapılan hata bu 1 Mayıs’ta da tekrarlanmış, emekçilerin talepleri ve 22 Şubatta ilan edilen kararların altının kuvvetle çizilmesi olanağı sağlanamamıştır.
4 Konfederasyon ortak bildirinin en başına, ‘77’nin hesabı sorulsun’ diye yazmışlardı. Bağımsızlık isteğinin belirtilmediği bildiride, 77 katliamının sorumlusunun ABD ve 12 Eylül Amerikan darbesinin hazırlayıcıları olduğu yazılmamış ya da yazılmak istenmemiş. Bu eksiğin hiç olmazsa Miting günü kürsüden giderileceğini bekleyenler de yanıldılar. ABD’nin Ergenekon operasyonunu yürütenlerden, yine ABD katliamı olan 77’nin hesabının sorulması isteğinin saçmalığı ise ayrı bir gaftı.
Tayyiplerden Ergenekon operasyonlarına devam ederek vatanseverlerin tasfiyesini isteyen sahte sol ve Soros’çu güruhun çığırtkanlıklarına, 77 katliamının sorumlusunun ABD olduğunu görmek istemeyen kör bakışlar da eklenince, emekçilerin talepleri ve 26 Mayıs’ın gerekçeleri kimsenin dikkatini çekemedi. Dolayısıyla, 1 Mayıs Mitingleri, görkemli kalabalıkların kuru gürültüsünden ibaret kaldı. 26 Mayıs’ın toplumsal zeminini kuvvetlendirmek yerine, 25 Kasım’dan beri yükselen emekçi hareketinin yönünü saptırdı. Taksim’de kürsüye yapılan saldırı ise bu yöndeki gelişmelerin tuzu biberi oldu.
26 Mayıs’ın hazırlayıcısı mahiyetindeki tek eylem, böylece 26 Mayıs’ı kuvvetlendirmek yerine, onu zayıflatan içeriğe büründü.
3- 4 Şubat eylemine katılan işçilerden 2 yevmiye tutarındaki kesinti, yeni bir genel eyleme katılma isteğini zayıflatan sebeplerden biridir. Herkes gerektiğinde çok daha büyük bedeller ödemeye hazır olur. Yeter ki amacın bu bedele değdiğine inansın. Oysa sendikacılar, 4 Şubat eyleminden sonra işçilerle bir kez bile toplantı yapmamış, bugün yaşanan sorunların önemini anlatmamıştı. Kimse inanmadığı bir mesele için mücadele etmez ve bedel ödemeye kalkmaz. İşçi bu durumdaysa bunun sorumlusu işçi olamazdı.
4- Hükümetin Anayasada değişiklik amaçlayan paketindeki memurların Toplu sözleşme hakkına ilişkin bölüm, Kamu çalışanlarını gevşeten bir rol oynadı. Tayyiplerin, memurlara toplu sözleşme hakkı getirdiğini sanarak, 26 Mayıs’ın kendileri için öneminin azaldığını düşündüler. Başta Yıldırım Koç olmak üzere uzmanlar, tersine, Anayasa değişikliğinde büyük bir aldatmaca olduğunu defalarca söylediler yazdılar. Bu seslere kulak vermeyen sendikacılar, aldatmacanın gevşemesini yaşadılar.
Alın terinin çalınması, alın terinin bastırılmasında araç oldu.
5- Öteden beri sendikalardaki yolsuzluklar, Hükümetler ve istihbarat örgütlerince dosyalanır ve gerektiğinde emekçi hareketinin bastırılmasında kullanılır idi. Özelleştirmeye karşı mücadelelerin bastırılmasında bu yöntemin etkili olduğunu 20 yıl boyunca hep gördük.
Emekçilerin sorunları katmerleşti, ellerindeki haklar birer birer alındı, devasa işletmeler ve stratejik kurumlar satıldı, tarım çökertildi, kurumlarımız yabancıların eline geçti. Ama geçen zaman içinde, kimi sendikacıların servetleri kabardı, banka cüzdanlarındaki rakamlara yeni sıfırlar eklendi. İşçinin alın terine el konularak oluşturulan bu servetler, Hükümetlerin elinde yine emekçilerin bastırılmasında kullanılan silah oldu. İşçiler mücadeleye hazırlanırken, Hükümetin raflarından indirilen dosyalar, ilgili sendikacının önüne konduğunda o sendikacı için eylem bitmiştir artık. Sadece eylemi bitirmenin gerekçesini hazırlamak lazımdır.
Emekçinin alın teriyle oluşturulan kabarmış cüzdan, emekçilerin gasp edilmiş hakları için hükümetle mücadele etmekten alıkoyar ve yine emekçinin alın terine el koyarak cüzdanını daha da kabartmaya devam etmekten başka yol bırakmaz.
Bu kara talih, 20 yıldır emekçilerin neden sürekli mevzi kaybettiğinin yanıtıdır.
Sadece 8 bin Tekel işçisinin nasıl 78 gün direnebildiğinin ve Tayyiplerin korkulu rüyası haline geldiğinin bir cevabı da budur; Tekel işçisinin Hükümetlerin rafında saklanan yolsuzluk ve servet dosyaları yoktu. Tekel işçisinin başındaki sendikacıların, raflardan indirilecek dosyalarının olmayışı da, işçisinin elini kuvvetlendiren en büyük güçtü.
Emekçi hareketi, sırtındaki bu yolsuzluk kamburundan kurtulmak zorundadır. Aksi takdirde, sadece emekçileri değil, ülkemizi de karanlıklar bekliyor.
Muhtaç olunan kudret son aylarda mevcuttu.
Emekçi hareketinin liderlerinin, tarihe değil, sadece son birkaç aya bakmaları bile yeter. Farkına varamadıkları güçleri, doğru biçimde yapılan eylemlerin nasıl büyük kuvvetlerle birleşebildiğini ve hangi büyük sonuçlara yol açabildiğini gösteren deneyler, son ayların eylemlerinde bile mevcuttu.
25 Kasım Kamu Çalışanları iş bırakma eylemi, Tekel, Yatağan, Tariş işçilerinin direnişleri, 26 Mayıs’a giden yolu gösteriyordu.
Mesele, görmeye niyet etmek, emekçilerin sorunlarını cüzdanlara tercih etmek, milyonların ızdırabını ruhunda hissetmek ve kararlı olmakla alakalıdır.